|
NOKTA
TOPLUM-PORTRE-14-20 KASIM 1999
“NÖBETÇİ FELSEFECİ” ZEKİ TAŞ
Felsefenin radyoda yankılanan sesi
Eski bir felsefe öğretmeni olan Zeki Taş, üç yıldır radyoda “Nöbetçi Felsefeci” adlı programını başarıyla sürdürüyor. “Felsefenin hayatın her anında olması gerektiğini” savunun Taş, ayrıca Stand-up’lara karşı da Philos-up adlı sahne gösterileri düzenliyor.
Zeki Taş, eski bir felsefe öğretmeni. Şimdilerde Yön FM’de ismi ilk bakışta insanlara çok garip gelen bir radyo programı yapıyor. “Nöbetçi Felsefeci” Kendi deyimiyle “Çarşamba geceleri 1.5 saat boyunca felsefeye gönül verenlerle birlikte felsefenin nöbetini tutuyor.” Felsefenin nöbeti, nöbetçisi olur mu demeyin! Nöbetçi eczacı, hakim, doktor, gördük de felsefenin nöbetini tutanı ilk kez görüyoruz diye düşünmeyin. Gerçi yaptığı iş mantık olarak çok farklı değil. O, korunması gereken, giderek azalan bir şeyin değil, insanların 24 saat ihtiyaç duyduklarına ve günlük hayatta her yönüyle hakim olması gerektiğine inandığı felsefenin nöbetini tutuyor.
İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü mezunu olan Zeki Taş, bundan üç yıl önce yani 1986 yılında Yön FM’de başlamış “Nöbetçi Felsefeci”ye. Programın hem yapımcılığını hem de sunuculuğunu üstleniyor. Üç yıldan bu yana da her geçen gün dinleyici kitlesini arttırarak programını istikrarlı bir şekilde devam ettiriyor.
Söyleşimize başlarken belki de herkes gibi bizim de ilk olarak program ismine takılıyor aklımız. “Neden Nöbetçi Felsefeci?” diyoruz. Gülümsüyor önce. Belki de bu soruyu çok sık duymasından kaynaklanıyor gülümsemesi. Ve başlıyor anlatmaya Nöbetçi Felsefeci’nin hikayesini; “Herşeyin bir nöbetçisi var. Felsefenin de nöbetini tutan birinin olması lazım. Ama insanlara ‘ben bu nöbeti tutuyorum, siz rahat edin’ demiyorum. ‘Gelin bu nöbeti beraber tutalım’ diyorum. İnsanı kavramların içerisine boğmayan ama felsefe yapmayı öğretmeye çalışan, bunu da bir öğretmen gibi yapmayan, akli dengesi yerinde herkesin felsefe yapabileceğine inanan bir düşünceden yola çıktı bu program. Nöbetçi Felsefeci’nin mantığını özet olarak koyarsak insanların beyin kabızlığına bir müshil olarak doğdu bu fikir bende. Zor dediler, radyoda tutmaz dediler ama biz üç yılı doldurduk. Ve herkesimden dinleyicilerimiz var.Programına başladığında bir felsefe programı furyası olmadığını söylüyor. Zamanla basında belli bir duyarlılığın oluştuğunu ve Türkiye’de felsefe programları furyasının başladığını ifade ediyor.
Bunu da Türkiye’de böyle bir programı özleyen geniş bir kitlenin varlığına bağlayan Taş, programlarının birbirinin devamı niteliğinde olduğunu söylüyor; “Seçilen konu ne olursa olsun asla bir nihayete varmıyor program tıpkı felsefe gibi. Ne bileyim, belki de Don Kişot’luktur yaptığım. Yel değirmenlerine saldırıyorum belki.”
Stand-up’a karşı Philos-up
Zeki Taş, tıpkı radyo programı gibi ismi dikkat çeken bir de sahne gösterisi düzenliyor. Adı philos-up. Philosophia’nın “Philos” u ve Stand-up’ın “up”ının evliliğinden doğmuş bir kavram. “Nöbetçi Felsefeci”nin bir nevi sahne versiyonu. Ama felsefeye gönül verenlerle bağlama eşliğinde yüz yüze ve daha aktif. Taksim’deki Atatürk Kitaplığı’nda her ay periyodik olarak izleyicisi ile buluşuyor.Bunun Türkiye’de ve dünyada ilk kez yapılan bir şey olduğunu söylüyor. “Güldüğüne düşünmek, düşündüğüne gülmek” olarak tanımlıyor Philos-up’ı, mizahla felsefe iç içe. Gösterilerinin format olarak radyo programından farklı ama teatral olmadığını vurguluyor. “Stand-up’çıların yaptığı gibi ‘bir espri yapayım güldüreyim’ esasına dayanmıyor. İnsanın temel problemleri, düşünme eksikliği yada beyin kabızlığını kullanan ama günlük hayattan örnekler verilen ve mizahın da yer verildiği bir gösteri. Düşünen, aklını özgürce kullanabilen bir insan neler anlatabilirse onları anlatıyorum sahnede.
Stand-up’çıların alakasız şeylerden (belli harfleri söyleyememek,basında bir süre çalışıp varolamamak ve bir takım hesaplarla belli yerlere yanaşmak gibi) dolayı popüler olmalarına yani ucuz starlığa karşı bir çıkış olduğunu söylüyor, kendi gösterisinin.
Nöbetçi Felsefeci programı ve sahne gösterileri başladıktan sonra bir takım kişilerin rahatsız olduğunu ifade ediyor; “Ama çağırıp ne yapıyorsun deme cesaretleri yok. Ben yaptığım işi sonuna kadar savunurum çünkü doğruluğuna inanıyorum. Onların gösterilerini de izledim. Bana göre doğru bir iş yapmıyorlar. Ne yapıyorsanız yapın bunun başka şekillerde yapılabileceğini göstermeye çalışıyorum. Ama kafa yormadan yaptığınız bir iş maalesef sizi Türkiye’de çok popüler yapabiliyor. Bir Stand-up çının her dakikasını izleyen medyanın kendilerine ilgisiz kaldığını söylüyor. Bunu da o insanlarla medya arasındaki karşılıklı bir anlaşmaya bağlıyor. Stand-up’lara fütursuzca destek olanların, sıra kendi gösterisine gelince çok ince eleyip sık dokuduklarını ifade ediyor...
Bazı adamlar çıkıyor. ‘doğal gidiş budur’ diyor. “Doğal gidiş bir otun büyümesidir. Birini her gün televizyona çıkartmanın doğal gidişle ne alakası var. Ama bu yanlışlığı söylemenin yeri de yine o programlar.” |